Bir Dönüşümün Anatomisi
- Pelin Alpaslan

- 1 Mar
- 2 dakikada okunur

İnsan bir gün bağırarak değişmez. Değişim, çok daha sessiz, çok daha sofistike bir süreçtir.
Kapıları çarpıp gitmekle değil; o kapının neden bu kadar uzun süre açık kaldığını fark etmekle başlar.
Ve hayat da aslında seni kırmak için sertleşmez;
içindeki fazlalıkları söküp atmak için sertleşir çoğu zaman…
Seni bir yerinden —hatta birkaç yerinden— kırdığında genelde iki seçeneğin olur:
Ya dağılıp başkalarını suçlarsın ya da oturup kendi parçalarına bakarsın.
O ilk parçayı yerden alıp,
“Bu artık bana ait değil,” dediğin an başlar asıl özgürlük.
Beş yıl önce kendi enkazımın başına bağdaş kurup oturduğumda kabul ettiğim ilk netlik buydu:
Hayat beni kırıyor değil, beni kendime getirmek için sarsıyor.
Çünkü beni en çok yoran, yaralayan şeyler yaşadıklarım değildi;
kaldığım yerler, sustuğum anlar, izin verdiklerimdi…
Bu farkındalık içimde yepyeni, çıplak bir alan açtı.
Anlaşılma beklentisi olmadan kalan bir alan.
İnsan neden o alandan kaçar? Çünkü çoğumuz, başkalarının bakışıyla var olmaya alışığız.
Simone de Beauvoir, kadının çoğu zaman “öteki” olarak kurulduğunu söyler.
Yani kendi merkezinde değil, başkasının gözünde tanımlandığını.
Ben kendime bakmayı hatırladım, bu sefer de hayatımın ortasında koca bir sessizlik oluştu.
Öyle bir sessizlikti ki, kendi kalp atışımı bile yabancı hissediyordum.
İşte o sessizlik bana usul usul öğretti:
Nerede, ne kadar ve ne için mücadele etmem gerektiğini…
Neyi taşıyıp neyi taşımamam gerektiğini…
Ve en önemlisi, niyetimi açıklamak zorunda hissettiren bir yerde durmanın ruhumdan nasıl da çaldığını…
Nedense çoğu insan o sessizlikten de kaçıyor. Bense hala bir madalya gibi taşıyorum.
Ve şimdi oturdum Pelin’i yeniden büyütme yolculuğumu kutlarken, yeniden ışıldamak için fazlalıkları atmanın sırrını yazıyorum 😊
Bir Dönüşümün Anatomisi
Maskesiz Bir Bakış: İnsanların konforlu yalanlarına, sahte nezaketlerine ve hayatın o pembe filtrelerine veda etmeyi dene. İllüzyon bittiğinde, dünyayı olduğu gibi, tüm sertliği ve duruluğuyla göreceksin 😊
Kendinle Tamamlanmak: Bir başkasının onayında hayat bulma evresini çoktan geride bıraktığını düşünüyorum. Artık birinin seni seçmesi ya da onaylaması, varlığının bir kanıtı değil; ancak güzel bir detayı olabilir 😊
Acının Kimyası: Acıyı bir yük olarak değil, bir yakıt olarak kullanmayı denedin mi hiç? Artık enerjini seni tüketen savaşlarda değil, kendi iç huzurunu korumakta harca. Sonra gör bak neler değişiyor. 😊
Dışarıdan bakıldığında bu hal bazılarına "tehlikeli" veya "mesafeli" gelebilir.
Oysa bu sadece bir sınır çizme sanatıdır.
Sınır çizmek duvar örmek değildir.
Sadece kapının yerini bilmektir.
Sigmund Freud’un söylediği o cümle var ya:
“Olgunlaştıkça kimseyle uğraşasın gelmiyor. Kendini yetiştirememiş insanlardan uzaklaşıyorsun. Seni hasta edecek insanlarla birlikte olmaktan vazgeçiyorsun.”
Bir yaşa gelince bu bir tercih olmuyor zaten, refleks oluyor.
Ve azaldıkça eksilmeyeceğini de biliyorsun.
Görünür olanla gerçek olan ayrışıyor.
Kimseyi düzeltmeye çalışmıyorsun.
Seni küçülten yerde kalmıyorsun.
Potansiyel sevmiyorsun.
Çünkü potansiyel romantiktir.
Gerçeklik ise öğretici.
Öğretici olan da her zaman daha değerli.
Belki de en büyük dönüşüm şu:
Artık hayatın seni nereye savurduğu değil, senin nerede durmayı seçtiğin belirliyor yönünü.
O yüzden asla unutma;
Her savaş senin değil.
Her açıklama gerekli değil.
Bu yüzden dönüşüyorsun, sanki loş bir caz barında çalan kontrbas gibi.
Gösterişsiz ama derinden.
Ve biliyor musun, en karanlık gecelerini tek başına atlatan bir kadın,
sabah olduğunda öyle farklı uyanıyor ki 😊
Bu yüzden selam olsun…
Kendi güneşini yanında taşıyanlara…
Yakmak yerine ısıtanlara…
Işığıyla etrafını aydınlatan tüm kadınlara… 🥂



Yorumlar